Trump Yönetimi İran Saldırısında İlk Hamleyi İsrail'e Bırakıyor
ABD ile İsrail arasındaki askeri koordinasyonun seyri, İran'a yönelik olası bir harekat planıyla yeni bir boyuta taşındı. Washington yönetimi, bölgedeki riskleri minimize etmek ve stratejik avantaj sağlamak amacıyla İsrail'in öncü rol üstleneceği bir senaryo üzerinde duruyor.
Beyaz Saray'ın üst düzey danışman kadrosu, İran'ın nükleer kapasitesi ve askeri altyapısına yapılacak olası bir müdahalede ilk adımı İsrail'in atmasının çok daha güvenli olduğu görüşünde. Cenevre'de 26 Şubat 2026'da gerçekleşen kritik nükleer görüşmelerin hemen ardından dışarı sızan bu bilgiler bölgedeki tansiyonu zirveye taşıdı. Trump yönetimi, doğrudan çatışmaya girmek yerine müttefiki üzerinden bir strateji izleyerek hem Amerikan kamuoyunun desteğini korumayı hem de askeri riskleri dağıtmayı hesaplıyor.
İsrail'in Öncü Rolü ve ABD'nin Lojistik Desteği
Hazırlanan stratejik plana göre İsrail ordusu, özellikle İran'ın balistik füze altyapısını hedef alan "sınırlı ve hedefli" saldırılar düzenleyecek. ABD ise sahaya doğrudan asker sürmek yerine Tel Aviv yönetimine kapsamlı lojistik destek ve istihbarat akışı sağlayacak. Washington kaynakları, bu yöntemin Amerikan ulusal güvenliğini savunma argümanıyla iç politikada daha kolay meşrulaştırılabileceğini öngörüyor.
Bölgesel İttifaklar ve Hava Sahası Arayışı
Başkan Donald Trump ve kurmayları, operasyonun teknik ayrıntılarını netleştirmek için İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yoğun bir diplomasi trafiği sürdürüyor. Bu koordinasyonun bir parçası olarak ABD, bölgedeki Arap müttefiklerinden hava sahası kullanımına ilişkin güvence arayışına girdi. Olası bir harekatın istenen sonucu vermemesi durumunda ise daha kapsamlı bir askeri müdahalenin gündeme gelebileceği ifade ediliyor.
İran'dan Sert Uyarı ve Doğu Akdeniz'de Askeri Hareketlilik
Tahran yönetimi, sızan harekat planları karşısında sessiz kalmadı; "hızlı ve benzeri görülmemiş bir yanıt" verileceğini duyurdu. İran, atılacak herhangi bir adımın kontrol edilemez bir bölgesel savaşı tetikleyebileceği uyarısında da bulundu. Bu restleşmenin ardından ABD, Doğu Akdeniz'e ikinci bir savaş gemisi sevk ederek bölgedeki askeri varlığını pekiştirdi ve olası misillemelere karşı teyakkuza geçti.