Trump'ın Grönland Restine Karşı Avrupa'dan Tarihi Mercosur Cevabı Geldi
Atlantik hattında tansiyon yükselirken Avrupa Birliği, Trump'ın Grönland talebini reddeden ülkelere yönelik gümrük vergisi tehdidine, Güney Amerika ile imzaladığı dev ticaret anlaşmasıyla stratejik bir yanıt verdi.
Küresel ticaret dengeleri 16 Ocak 2026 tarihinde yaşanan iki kritik gelişmeyle sarsıldı. Washington yönetiminin Kuzey Kutbu'ndaki jeopolitik hedefleri doğrultusunda Avrupa'yı ekonomik yaptırımlarla hedef aldığı gün, Brüksel yönetimi çeyrek asırlık müzakereleri sonuçlandırarak küresel ticaretteki ağırlığını koruma kararlılığını gösterdi. Bu durum, transatlantik ilişkilerde yeni ve sert bir dönemin kapılarını araladı.
ABD Başkanı Trump Sekiz Avrupa Ülkesini Ağır Vergilerle Hedef Aldı
ABD Başkanı Donald Trump, Grönland'ın satın alınması yönündeki teklifine destek vermeyen Avrupa ülkelerine karşı somut bir ekonomik yaptırım planı açıkladı. Sosyal medya üzerinden 16 Ocak 2026'da yapılan duyuruda Danimarka, Norveç, İsveç, Fransa, Almanya, İngiltere, Hollanda ve Finlandiya hedef alındı. Trump, bu ülkelerden gelecek ürünlere 1 Şubat 2026 itibarıyla yüzde 10 oranında gümrük vergisi uygulanacağını ilan etti.
Beyaz Saray'ın baskı politikasının dozu, ilerleyen aylarda daha da artacak şekilde kurgulandı. Yapılan açıklamaya göre gümrük vergisi oranı 1 Haziran 2026 tarihinde yüzde 25 seviyesine yükseltilecek. Trump bu yaptırımların, Grönland'ın "tam ve eksiksiz olarak satın alınmasına ilişkin bir anlaşmaya varılana kadar" yürürlükte kalacağının altını çizdi.
Beyaz Saray Grönland Israrını Stratejik ve Ekonomik Gerekçelere Dayandırdı
Trump yönetimi, Grönland üzerindeki hak iddialarını ulusal güvenlik ve küresel rekabet argümanlarıyla savundu. Başkan Trump, "Dünya barışı tehlikede" diyerek Çin ve Rusya'nın bölgeye olan ilgisine dikkat çekti ve "Danimarka'nın bunun hakkında yapabileceği hiçbir şey olmadığını" iddia etti. Ayrıca ABD'nin Avrupa'yı yıllardır bedelsiz savunduğunu belirterek, "yüzyıllar sonra Danimarka'nın karşılık verme zamanı geldiğini" öne sürdü.
Bölgenin jeopolitik önemi, ABD'nin Kuzey Kutbu savunma stratejisinin merkezinde yer alıyor. Grönland, "Altın Kubbe" hava savunma projesi ve Rus donanmasının okyanusa çıkışını kontrol eden GIUK Geçidi için kritik bir konumda bulunuyor. Ayrıca buzulların erimesiyle erişilebilir hale gelen nadir toprak elementleri, altın ve enerji kaynakları üzerindeki Çin tekelini kırmak da Washington'un öncelikli hedefleri arasında yer alıyor.
Avrupa Başkentlerinden Washington'a Sert Tepki ve Birlik Mesajları
Avrupa Birliği liderliği, Washington'dan gelen tehditlere karşı tek ses olma stratejisini benimsedi. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, gümrük vergilerinin ilişkilere zarar vereceğini belirterek, "Avrupa, birliğini, koordinasyonunu ve egemenliğini koruma kararlılığını sürdürecektir" ifadelerini kullandı. AB Konseyi Başkanı António Costa da verilecek yanıtların koordine edileceğini duyurdu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise tepkisini çok daha sert bir dille ortaya koydu. Macron, "İster Ukrayna'da, ister Grönland'da olsun; hiçbir gözdağı bizi etkilemeyecektir. Gümrük vergisi tehditleri kabul edilemez. Bu tehditlerin hayata geçmesi halinde Avrupalılar birleşik bir şekilde karşılık verecektir" açıklamasını yaptı. İngiltere ve İsveç liderleri de şantajlara boyun eğmeyeceklerini vurguladı.
Brüksel Ekonomik Misilleme Mekanizmalarını Masada Tutuyor
AB içerisinde Trump'ın hamlelerine karşı daha agresif politikalar izlenmesi yönündeki sesler yükseliyor. Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, "Başkan Trump ticareti müttefikleri üzerinde bir baskı aracı olarak kullanıyor. Artık hiçbir şey eskisi gibi devam edemez" diyerek mevcut anlaşmaların askıya alınmasını önerdi.
Birçok üye ülke, 2023 yılında kabul edilen ve "Ticaret Bazukası" olarak adlandırılan mekanizmanın devreye sokulmasını tartışıyor. Bu anti-koersiyon aracı, AB'ye yönelik siyasi şantaj uygulayan üçüncü ülkelere karşı kamu ihalelerinin kapatılması ve ticaret lisanslarının kısıtlanması gibi ciddi yaptırım güçleri tanıyor.
Güney Ortak Pazarı ile İmzalanan Anlaşma Küresel Ticarette Yeni Bir Blok Oluşturuyor
Atlantik'te krizin tırmandığı saatlerde AB liderleri, Paraguay'ın başkenti Asunción'da tarihi bir imza törenindeydi. AB ve MERCOSUR (Brezilya, Arjantin, Paraguay, Uruguay) arasında 25 yıldır süren müzakereler nihayete erdi. İmzalanan anlaşma, yaklaşık 700 milyon tüketiciyi kapsayan ve dünya ekonomisinin beşte birini oluşturan devasa bir serbest ticaret bölgesi yarattı.
Ursula von der Leyen törende yaptığı konuşmada, Trump'ın politikalarına gönderme yaparak anlaşmanın felsefesini özetledi. Von der Leyen, "Gümrük vergileri yerine adil ticareti, izolasyon yerine üretken ve uzun vadeli bir ortaklığı seçiyoruz" dedi. Anlaşmanın AB-MERCOSUR ticaret hacmine 2040 yılına kadar 9 milyar euro katkı sağlaması hedefleniyor.
Ticaret Anlaşmasının Detayları ve Sektörel Etkileri
Yeni anlaşma kapsamında taraflar arasındaki gümrük vergilerinin yaklaşık yüzde 90'ı ortadan kaldırılırken, kalan tarifeler kademeli olarak sıfırlanacak. Avrupa Birliği, bölgeye otomobil, makine ve ilaç ihracatında büyük avantajlar elde edecek ve kamu ihalelerine katılım hakkı kazanacak. Karşılığında ise Güney Amerika ülkeleri sığır eti, şeker ve süt ürünlerini Avrupa pazarına daha kolay satabilecek.
Ancak bu durum Avrupa tarım sektöründe büyük bir rahatsızlık yarattı. Avrupalı çiftçiler, düşük standartlarda üretilen ucuz Güney Amerika ürünlerinin haksız rekabet yaratacağını savunuyor. İmza günü Avrupa Parlamentosu önünde toplanan 5 bin çiftçi ve bin traktör, anlaşmayı protesto etti.
Atlantik İttifakında Ekonomik ve Siyasi Kırılma Derinleşiyor
Trump yönetiminin "önce Amerika" odaklı gümrük vergisi stratejisi ve AB'nin buna çok taraflı anlaşmalarla yanıt vermesi, 2026 yılının çetin geçeceğini gösteriyor. ABD'nin daha önce de çip sektörü ve İran ile ticaret yapan ülkelere yönelik benzer tarife kararları aldığı biliniyor.
Uzmanlar, Grönland krizinin bir toprak talebinden öte, ABD-NATO ilişkilerinde bir kırılma noktası olabileceğini değerlendiriyor. AB-MERCOSUR anlaşmasının onay süreci zorlu geçecek olsa da, Avrupa'nın bu hamlesi Washington'a karşı elini güçlendirme çabası olarak yorumlanıyor.