ABD Suriye'deki Binlerce DEAŞ Mahkumunu Irak'a Taşıyor
Suriye'nin kuzeydoğusundaki hapishanelerde tutulan binlerce DEAŞ üyesinin kaçış riski, Washington'u acil bir operasyona sevk etti. ABD Merkez Komutanlığı, terör örgütü mensuplarını Irak'a nakletmek için devasa bir lojistik harekete geçti.
Suriye'deki otorite boşluğu ve güç dengelerindeki hızlı değişim, sadece yerel bir kriz olmaktan çıktı ve küresel bir güvenlik tehdidine evrildi. Hükümet güçleriyle SDF arasındaki çatışmaların körüklediği kaos ortamında DEAŞ hücreleri hapishane isyanlarını tetiklemeye başladı. Bu durum Pentagon'u harekete geçirdi ve 21 Ocak 2026'da ABD Merkez Komutanlığı düğmeye bastı. CENTCOM, Irak hükümetiyle eşgüdümlü şekilde yürüttüğü bu tahliye süreciyle saatli bomba haline gelen mahkum krizini çözmeyi hedefliyor. Operasyonun perde arkası, bölgedeki ittifak yapılarının nasıl kökten değiştiğini de ortaya koyuyor.
İlk Sevkiyat Haseke'den Başladı
Operasyonun ilk adımı Haseke'deki bir gözaltı merkezinden atıldı. 150 DEAŞ savaşçısı alınarak Irak'taki güvenli tesislere ulaştırıldı. CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper, sürecin hassasiyetine dikkat çekerdi ve bu hamlenin ABD ile bölgesel güvenlik için hayati önem taşıdığını vurguladı. Cooper, Irak hükümetiyle kurdukları sıkı koordinasyona işaret ederek şunları söyledi: "DEAŞ mahkumlarının düzenli ve güvenli transferinin kolaylaştırılması, ABD ve bölgesel güvenliğe doğrudan tehdit oluşturacak bir kaçışı önlemek için kritik öneme sahip".
Amerikalı yetkililer, operasyonun haftalara değil günlere yayılan bir plan olduğunu aktarıyor. Nihai hedef, Suriye'nin kuzeydoğusunda tutulan yaklaşık 9 bin erkek DEAŞ mensubunun büyük kısmını oluşturan 7 bin kişiyi Irak denetimindeki merkezlere güvenli biçimde nakletmek. Bu rakam, bölgedeki terör tehdidinin büyüklüğünü ve operasyonun lojistik karmaşıklığını net şekilde gözler önüne seriyor.
Şeddadi Hapishanesinde Kaçış Paniği
Tahliye kararının altında yatan en kritik sebep, çatışmalar sırasında hapishanelerin güvenlik sistemlerinin çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasıydı. Özellikle 19 Ocak'ta Şeddadi hapishanesinin Suriye hükümet güçlerinin eline geçmesi sırasında yaşanan kaos, korkulan senaryonun gerçekleşebileceğini kanıtladı. Şam yönetimi 120 teröristin firar ettiğini ve 81'inin yakalandığını açıklarken, SDF kanadı rakamın çok daha yüksek olduğunu öne sürdü ve yaklaşık 1.500 militanın serbest kaldığını iddia etti.
Krizin bir başka ayağı ise on binlerce kişinin barındırıldığı El Hol kampında patlak verdi. SDF güçleri "uluslararası kayıtsızlık" gerekçesiyle geri çekildi ve ardından Suriye ordusu kontrolü devraldı. Kampta 42 farklı ülkeden yabancı uyrukluların da bulunması, durumu daha da hassas hale getiriyor. Kampın el değiştirmesi sırasında bazı ailelerin kaçtığına dair raporlar, DEAŞ ideolojisinin yeniden yayılma korkusunu körüklüyor. Suriye İçişleri Bakanlığı bu bölgeleri "kısıtlı güvenlik bölgesi" ilan etti ve kaçakları yakalama operasyonlarını sürdürüyor.
Washington SDF ile Yolları Ayırdı
Bu operasyonun askeri boyutu kadar diplomatik yansımaları da köklü bir dönüşümün altını çiziyor. Yıllarca SDF ile omuz omuza çalışan ABD, artık güvenlik sorumluluğunu Şam yönetimine devretmeyi destekleyen bir hat benimsedi. ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack Jr., SDF'nin sahadaki birincil rolünün sona erdiğini açık bir dille ilan etti. Barrack, "SDF'nin sahada DEAŞ karşıtı birincil güç olarak orijinal amacı büyük ölçüde sona ermiştir" diyerek Washington'un artık Şam'ı muhatabı olarak gördüğünü tescilledi.
ABD Başkanı Donald Trump da sürece ilişkin değerlendirmesinde Suriye'nin yeni lideri Ahmed al-Sharaa'dan övgüyle söz etti. Kaçan mahkumların yakalanmasında Şam ile iş birliği yaptıklarını belirten Trump şu ifadeleri kullandı: "Suriye hükümeti ve Suriye'nin yeni lideri ile çalıştık, tüm mahkumları yakaladılar ve tekrar hapse attılar. Bunlar dünyadaki en kötü teröristlerdi, hepsi Avrupalıydı". Bu açıklamalar, SDF'nin bölgedeki on yıllık hakimiyetinin bittiğini ve ABD'nin stratejik tercihlerini güncellediğini kanıtlıyor.
Ankara Süreci Yakından Takip Ediyor
Sınırın öbür yakasındaki gelişmeler Ankara tarafından da büyük bir dikkatle izleniyor. Türkiye, SDF'nin Suriye ordusuna entegrasyon sürecini ve YPG'nin bölgedeki etkisinin kırılmasını ulusal güvenlik açısından olumlu bir adım olarak değerlendiriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ateşkes sürecine ve YPG'nin tasfiyesine dair yaptığı açıklamada şunları kaydetti: "Suriye ateşkesinden memnunuz; umuyoruz ki dağıtılacak ve kan dökülmesi sona erecek".
Türk yetkililer, Mart 2025 anlaşmasının hayata geçirilmesini ve SDF yapısının çözülmesini, PKK ile mücadelede önemli bir engelin kalkması şeklinde yorumluyor. MHP sözcüsü Feti Yıldız'ın "Bir engel gibi duruyordu ve şimdi o engel kaldırılmış görünüyor" tespiti, Ankara'nın sürece bakış açısını özetliyor. Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunmasını ve güney sınırında bir terör koridoru oluşturulmamasını kırmızı çizgisi olarak görmeye devam ediyor.
Bağdat Sınırda Alarm Durumuna Geçti
Binlerce teröristin topraklarına aktarılacak olması Irak kanadında alarm zillerini çaldırdı. Bağdat yönetimi, Suriye sınırındaki güvenlik tedbirlerini maksimum seviyeye çıkararak 620 kilometrelik hat boyunca hendekler açtı ve gözetleme sistemlerini faaliyete geçirdi. Irak İçişleri Bakanı Abdul Amir al-Shammari, sınıra yaklaşan silahlı unsurlara karşı sert bir duruş sergileyerek "kurşunla yanıt verileceğini" duyurdu.
Özellikle Sincar bölgesindeki Ezidi toplumu, geçmişte yaşadıkları soykırımın failleriyle yeniden karşılaşma ihtimalinden büyük tedirginlik duyuyor. Irak, kendi vatandaşlarını rehabilite etme konusunda deneyimli olsa da binlerce yabancı savaşçının güvenliğini garanti altına alma kapasitesi tartışma konusu olmaya devam ediyor.
DEAŞ Yeniden Toparlanma Fırsatı Kolluyor
Uzmanlar, yaşanan bu büyük hareketliliğin DEAŞ'a yeniden toparlanma fırsatı sunabileceği konusunda uyarıyor. KDP lideri Mesut Barzani'nin de altını çizdiği "yeniden yükseliş korkusu", bölgedeki tüm aktörlerin ortak kaygısı haline geldi. Hapishanelerdeki isyan tehlikeleri, firar eden militanların kurabileceği uyuyan hücreler ve El Hol kampındaki radikalizasyon, Ortadoğu'nun güvenliğini tehdit eden saatli bir bomba olarak varlığını sürdürüyor.
Avrupa ülkelerinin kendi vatandaşlarını geri almaktan kaçınması ise sorunu iyice derinleştiriyor. ABD Başkanı Trump'ın "Avrupalı teröristler" vurgusu, bu yükün paylaşılması gerektiğine dair Batı başkentlerine gönderilmiş sert bir uyarı niteliğinde. Önümüzdeki günler, bu devasa transfer operasyonunun bölgeye istikrar mı getireceğini yoksa yeni bir kaosun fitilini mi ateşleyeceğini gösterecek.